Hafta sonu olmasına rağmen Burcu o güne hiç iyi başlamamıştı. Bir süredir iş yerindeki yoğunlukla uğraşırken bir yandan da ailevi sorunlarla mücadele ediyordu. O sabah kahvaltıda yine benzer bir gerginlik yaşanmış, sesler yükselmiş, sofranın tadı tuzu kaçmıştı. Herkes boğazına dizilen birkaç lokmanın ardından sessizce masadan kalkmıştı.
Burcu bu duruma hâlâ alışamamıştı. Çünkü ailesinde bugüne kadar büyük problemler hiç yaşanmamıştı. Aksine, birbirine bağlı ve neşeli bir aileydiler. Ortada çözülemeyecek kadar büyük bir sorun yoktu belki ama son zamanlarda evin içine tarif edemediği bir gerginlik yerleşmişti.
Biraz olsun nefes alabilmek için kendini dışarı atmaya karar verdi. Erkek arkadaşını arayıp kahve içmeyi teklif etti. Ona ulaşması, uyandırması ve kahveye ikna etmesi biraz zaman aldı ama sonunda planları olmadığı için bunu küçük bir şans olarak gördü.
Aslında onunla da son zamanlarda bazı sorunlar yaşıyorlardı. Bu buluşmanın kendisine iyi gelip gelmeyeceğinden emin değildi. Ama içinden geçen buydu ve bu kez içindeki sesi dinlemeyi seçti.
Hazırlanıp evden çıkması bile küçük bir tartışmaya sebep olmuş, sanki evden kaçıyormuş gibi karşılanmıştı. Oysa tek istediği biraz uzaklaşmak, kafasını toparlamak ve kendini dinleyebilmekti. Ne yaparsa doğru olacağını artık kestiremiyordu. Belki de yaşananları olduğundan daha fazla büyütüyordu. Bundan bile emin değildi.
Arabasıyla erkek arkadaşını almaya giderken trafik ışıklarından birinde durdu. Tam o sırada camına yedi sekiz yaşlarında, bakışları hüzünlü bir çocuk yaklaştı.
Saçları rüzgârın etkisiyle dağılmıştı. Üzerindeki mont kendisine birkaç beden büyük geliyordu. Kolunda beyaz poşetin içinde mendiller vardı, soğuktan çatlamış ellerinde ise satmaya çalıştığı birkaç paket tutuyordu. Kim bilir kaç saattir aynı ışıklarda bekliyordu.
Burcu normalde çocuklara hiç dayanamazdı. Ama o gün zihni o kadar doluydu ki çocuk cama yaklaşana kadar onu fark etmemişti bile.
Başını hafifçe sallayarak mendil istemediğini belli etti.
Çocuk bir kez daha uzattı.
Bu kez el hareketiyle “hayır” dedi.
Ama çocuk gitmedi.
Trafik ışığı her zamankinden daha uzun sürüyor gibiydi. Yoksa Burcu’ya mı öyle geliyordu?
Çocuk cama hafifçe vurdu.
“Abla, bir mendil alsana.”
Sesindeki ısrarın altında, satacağı tek bir mendilin bile onun için ne kadar değerli olduğu hissediliyordu.
Burcu ise o ana kadar içinde biriktirdiği her şeyi yanlış kişiye yöneltti.
“Almayacağım diyorum ya! Niye gitmiyorsun hâlâ? Niye başımdasın?”
Işık yeşile döndü.
Burcu yoluna devam etti ama aklı hâlâ o çocukta kalmıştı. Ona bağırdığı an gözünün önünden gitmiyordu. Oysa çocuklara bırak bağırmayı, onları üzmeye bile kıyamazdı. İstedikleri küçücük bir şeyi bile elinden geldiğince gerçekleştirmeye çalışırdı.
Birkaç dakika önce yaşananlar, evde biriken gerginliğin hiç suçu olmayan bir çocuğa yansımasından başka bir şey değildi.
Bunu düşündükçe gözyaşlarını tutamadı.
Erkek arkadaşının evine vardığında hâlâ ağlıyordu. Onu bu hâlde görünce önce ne olduğunu anlamaya çalıştı. Burcu yaşananları anlattığında ise hiç düşünmeden,
“Haydi, geri dönelim.” dedi.
Burcu bu teklifi bir an bile düşünmeden kabul etti. Çünkü aklının o trafik ışığında kaldığını ikisi de biliyordu.
Yol boyunca aklından tek bir şey geçiyordu.
Ablasının çocuklarını düşündü.
Onlar üzülmesin diye elinden geleni yaparken, biraz önce hiç tanımadığı bir çocuğa sesini yükseltmişti. Oysa aralarındaki tek fark, hayatın onlara sunduğu şartlardı.
“Çocuk bu yaşta para kazanmaya çalışıyordu.” diye geçirdi içinden.
“Ben ise bütün öfkemi ondan çıkardım.”
Belki dışarıdan bakan biri bunun sadece kısa bir ses yükseltme olduğunu söyleyebilirdi. Ama Burcu için mesele bağırmış olmak değildi. Hiç suçu olmayan bir çocuğun kalbini kırmış olabileceği ihtimaliydi.
Gözyaşları bir türlü dinmiyordu.
Erkek arkadaşı önce ona bir şişe su uzattı. Sessizce sakinleşmesini bekledi. Sonra arabayı yeniden o trafik ışıklarına doğru sürdü.
Ay sonuydu. Yanlarında çok fazla nakit yoktu. Yine de kendilerine yetecek kadarını ayırıp kalanını çocuğa vermeye karar verdiler.
Arabayı uygun bir yere park ettikten sonra Burcu mendil satan çocuğa doğru yürüdü.
Çocuk ne olduğunu anlayamadan Burcu ona sarıldı.
“Özür dilerim.” dedi.
Sonra bir kez daha…
Ve bir kez daha…
Belki çocuk onu hatırlamıyordu bile.
Belki biraz önce yaşananları çoktan unutmuştu.
Ama Burcu’nun bu özrü duymaya ihtiyacı vardı.
Çocuk hiçbir şey söylemeden ona sarılarak karşılık verdi.
İşte o an Burcu’nun gözlerinden yeniden yaşlar süzüldü.
Hazırladığı parayı uzattı, bir paket mendil aldı ve sessizce arabaya döndü.
Arabaya oturduğunda omuzlarındaki yükün hafiflediğini hissetti.
Erkek arkadaşına dönüp gülümsedi.
“İyi ki geri dönmüşüz.” dedi.
O da gülümseyerek başını salladı.
Sonra birbirlerine bakıp kahve içecek paralarının kalıp kalmadığını sordular.
İkisi de aynı anda gülmeye başladı.
O gün içtikleri kahvenin tadını yıllar sonra bile hatırlamadılar.
Ama o trafik ışığında bıraktıkları vicdan yükünü hiç unutmadılar.