Bir gün evde bir tuhaflık olduğunu fark ettim. Ortada özel bir hazırlık olduğu belliydi ama nedenini bir türlü anlayamıyordum. Yakın zamanda ikinci yaş günümü kutlamıştık. Onun hazırlığı olamazdı. Üstelik ben de son zamanlarda kutlanacak özel bir şey yapmamıştım.
Yemek takımları çıktı. Masa özenle kuruldu. Evde tatlı bir telaş vardı. En garibi ise annemin haliydi. Yüzünde gizlemeye çalıştığı bir gülümseme vardı ama benimle her zamankinden daha az ilgileniyordu.
İşte bu kısmı hiç hoşuma gitmemişti. Ben de oyuncaklarımın arasından olan biteni izliyor, dikkatini çekebilmek için ara sıra mızmızlanıyordum. Ama ne yaptıysam işe yaramadı.
Hazırlıklar eksiksiz bir şekilde devam etti. Tam o sırada kapı çaldı. Bütün dikkatimi kapıya verdim. Gelen babaannemlerdi. Bir süre sonra kapı yeniden çaldı. Bu kez anneannemler geldi.
Şimdi iyice meraklanmıştım. Ortada belli ki önemli bir şey vardı. Ama kimse bana ne olduğunu söylemiyordu. Üstelik annem dışında herkesin yüzünde aynı soru işareti vardı.
Bir süre sonra hepimiz yemek masasında yerimizi aldık. Ben de mama sandalyemde annemin yanındaydım. Masadaki herkes sessizleşmişti. Sanki herkes aynı şeyi bekliyordu. Ve o an anladım.
Birazdan annem önemli bir şey söyleyecekti. Sonunda annem derin bir nefes aldı ve konuştu.
Bir bebek beklediklerini söyledi.
Bir dakika…
Sanırım burada bir yanlış anlaşılma vardı. Ben buradayım.
Kimi bekliyorsunuz acaba?
Salondaki herkes bir anda ayağa kalktı. Tebrikler. Kahkahalar. Sevinç çığlıkları. Sarılmalar. Öpücükler…
Bir anda evin içi mutlulukla doldu. Bense hiçbir şey anlamıyordum.
Anneannem bana dönüp gülümsedi.
“Benim kuzuma kardeş mi geliyor? Abi mi olacaksın sen şimdi?”
dedi.
Abi mi? Kardeş mi?
Yani benden başka bir bebek daha mı olacak?
Bunu kabul edebileceğimi sanmıyordum. Çünkü evdeki bebek bendim. Tek bebek. Olması gereken de buydu.
Korku ve endişe birbirine karıştı. Ne yapacağımı bilemedim. Ve doğal olarak ağlamaya başladım.
Onlar ise gürültüden korktuğumu sandılar. Annem beni kucağına aldı. Saçlarımı okşadı. Sakinleştirmeye çalıştı. Ama kafamın içi sorularla dolmuştu.
Bir süre sonra yemekler yenildi. Tatlılar geldi. Çaylar içildi. Sohbet uzadıkça uzadı. Ama herkes aynı şeyi konuşuyordu.
Bebek.
Kardeş.
Ve yine bebek.
Evdeki neşe giderek büyüyordu. Kahkahalar havada uçuşuyordu. Herkes çok mutluydu. Bir tek ben hariç. Çünkü o gece ilk kez tahtımın sallandığını hissediyordum.
Anneannem, babaannem ve annem evdeki yeni düzen için planlar yaparken dedelerim ve babam da heyecanla konuşuyorlardı. Babam ikinci kez baba olacak olmanın nasıl bir duygu olduğunu anlatıyor, dedelerim de onu dinliyordu.
Bense biraz ötede oyuncaklarımla oynuyormuş gibi yapıyordum. Ama aslında hiç oyun oynadığım yoktu. Aklım sürekli konuşulanlardaydı.
Sanki herkes bir anda o bebeği düşünmeye başlamıştı. Henüz ortada bile yoktu ama bütün ilgi onun üzerindeydi. Bu durum sinirimi bozuyordu. Ne yapabileceğimi düşünmeye başladım. Sonra aklıma harika bir fikir geldi. Biraz huzursuzluk çıkarırsam belki bu toplantı daha erken biterdi. Ve itiraf etmeliyim ki oldukça başarılı oldum. Mızmızlandım. Huysuzlandım. Dikkat çekmek için elimden geleni yaptım. Sonunda misafirler yavaş yavaş evlerine dönmeye başladılar.
Herkes gittikten sonra ortalık toparlandı. Ve sonunda annemle babamı kimseyle paylaşmadan yanımda bulabildim.
Huzursuzluk operasyonum o kadar başarılı olmuştu ki o gece yanlarında yatmama bile izin verdiler. İşte bu kısmı sevmiştim. Onların arasında uzanırken kendimi güvende hissediyordum. Ama kafamın içi sorularla doluydu.
Bir başka bebekle ben nasıl başa çıkacaktım?
Benim için yapılan her şey artık onun için de mi yapılacaktı?
Annem ve babam beni daha az mı sevecekti?
Hem nereden çıkmıştı şimdi bu bebek işi?
Soruların cevaplarını bulmaya çalışırken gözlerim kapanmış. Farkında olmadan uyuyakalmışım.
Artık akşamları yeni bir rutinimiz vardı. Babam beni öptükten sonra annemin karnını da okşuyor, sonra da o bebekle konuşuyordu. Kardeşimmiş.
“Hıh…”
Ne diyeyim şimdi? Ayrıca size kardeş istediğimi söyleyen oldu mu? Bana soran eden olmadı çünkü. Bir sabah uyanıyorsun ve herkes sana kardeş geleceğini söylüyor. Olacak iş mi?
Üstelik o bebek sürekli annemle birlikteydi. Ben annemden ayrılıyordum. Anneannemle kalıyordum. Babaannemle kalıyordum. Ama o? O hep annemin yanındaydı. Hem de yirmi dört saat. Bu hiç adil değildi.
Annem işe giderken ben evde onu bekliyordum. Ama o beklemiyordu. Çünkü zaten annemleydi. Ben uyuyordum. O annemleydi. Ben oyun oynuyordum. O yine annemleydi. Bu durum beni çıldırtıyordu.
Davranışlarımın değiştiğini söylüyorlardı. Hırçınlaşmışım. Ben çok farkında değildim ama konuşulanlardan duyuyordum.
Bir de üstüne:
“Daha kardeşi gelmeden böyleyse, kardeşi gelince ne yapacağız?”
diyorlardı.
Ben de merak ediyordum. Daha ne olabilirdi ki?
Annemi paylaşmak…
Babamı paylaşmak…
Oyuncaklarımı paylaşmak…
Sizleri paylaşmak…
Bundan daha büyük ne olabilirdi?
Bu kardeş işi başıma gittikçe daha büyük bir bela olmaya başlamıştı. Ne konuşulsa dönüp dolaşıp ona geliyordu. Tamam… Beni hâlâ çok sevdiklerini biliyordum. Ama onu da sevmelerini istemiyordum. Bence gayet makul bir istekti.
Sonra annem beni yanına çağırmaya başladı. Elimi karnının üzerine koyuyordu. İlk başlarda pek bir şey hissetmiyordum. Sadece benimle kardeşim arasında bağ kurmaya çalıştıklarını düşünüyordum.
Ama bir gün… Bir hareket hissettim. İşte o an her şey biraz değişti.
Birden kendi karanlık havuzum aklıma geldi. Ben de bir zamanlar oradaydım. Ben de sesleri duymaya çalışıyordum. Ben de yalnız hissediyordum.
Acaba benim annemde hissettiğim sıcaklığı şimdi o da hissediyor muydu?
Acaba o da korkuyor muydu?
Acaba o da benim gibi merak ediyor muydu?
İlk kez kardeşim için üzüldüm. O karanlık havuzda tek başına olması içime dokunuyordu. Hiçbir şey bilmiyordu. Beni bilmiyordu. Annemi bilmiyordu. Dünyayı bilmiyordu.
Belki gerçekten abilik yapabilirdim. Belki onu koruyabilirdim. Belki onu sevebilirdim.
Ama bu duygularımın uzun sürmesine pek izin vermiyordu doğrusu. Çünkü ertesi gün yine ona kızmama sebep olacak bir şey çıkıyordu.
Mesela bugün de ona bebek odası hazırlıyorlar. Babam hariç herkes evde bir işin ucundan tutmuş durumda. Bir şeyler taşıyorlar. Bir şeyler kuruyorlar. Bir şeyler yerleştiriyorlar.
Ben de köşede sessizce izliyorum. Ama aklımdan tek bir şey geçiyor:
“Benimkinden güzel olsun da o zaman sorarım ben size.”
Pusuda bekliyorum yani.
Onun odası da benimki gibi beyaz mobilyalarla döşeniyor. Benim aksesuarlarım sarıydı. Onunkiler pembe. Babaannem:
“Tam kız odası olmuş.”
dedi. Şu kızlarla pembeyi, erkeklerle maviyi eşleştirmelerini de hiç anlamıyorum. Neyse ki annem benim odamı mavi yapmamıştı. Bu konuda zevk sahibi olduğu belli.
Ben bunları düşünürken oda yavaş yavaş tamamlandı. Tam son düzenlemeler yapılırken kapı çaldı.
Babam gelmişti. Hemen ona doğru koştum. Daha doğrusu koştuğumu düşündüm. Muhtemelen küçük küçük yürüyordum ama olsun. Sonuç değişmiyordu. Kucağına çıktım.
Zafer!
Babam benimdi. Hem de tamamen benimdi.
Bir süre oyun oynadık. Güldük. Eğlendik. Tam her şey yolunda giderken annem seslendi:
“Bir gelip baksana.”
İşte şimdi sıra o meşhur odaya gelmişti. Açıkçası biraz korkuyordum.
Ya benim odamdan güzel olmuşsa?
Babamla birlikte odaya girdik. Ben de son halini ilk kez görmüş oldum. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Benim odam hâlâ daha güzeldi. En azından bana göre. Üstelik yalnız ben de böyle düşünmüyordum. Dedelerim de benimle aynı fikirdeydi. Bu çok önemli bir ayrıntı.
Bazen çok kızıyordum. Herkese. Bazen de bana olan sevgilerini öylesine derinden hissediyordum ki içim huzurla doluyordu. Kardeşimi bazen kabulleniyor, hatta seviyordum. Bazen de hiç istemiyordum. Galiba büyükler buna karmaşık duygular diyordu.
Günler böyle geçip gidiyordu. Annem aradaki dengeyi kurmaya çalışıyordu. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Ne beni ihmal ediyor ne de kardeşimi yalnız bırakıyordu.
Son zamanlarda ya anneannem ya babaannem sürekli bizimle kalıyordu. Bazen ikisi birden. Annemi yalnız bırakmak istemiyorlardı. Evde tatlı bir telaş vardı. Herkes bir şeylerin yaklaştığını biliyor gibiydi.
Ben de hissediyordum. Sanırım kardeşimin aramıza gelme vakti yaklaşıyordu.