Doğduğunda, çocuğu olmayan kuzenlerine verilen bir kız çocuğu… Ve 13 yaşına geldiğinde gerçek ailesine geri gönderiliyor. Ancak büyüdüğü aile ile biyolojik ailesi arasında hem yaşam tarzı hem de sosyo-kültürel yapı açısından büyük farklar var. Böylece kendini iki aile arasında sıkışıp kalmış, aidiyet arayan, sevgiye ve kabul görmeye ihtiyaç duyan kırgın bir kızın hikâyesinin içinde buluyoruz.
Roman boyunca en çok etkileyen şeylerden biri, onu büyüten annesinin bir gün gelip kendisini alacağına dair inancını hiç kaybetmemesi. Bu umut bazen insanın içini ısıtırken bazen de kalbini kırıyor.
Hikâye aslında çok sıra dışı değil; ancak yazarın sakin, yalın ve akıcı dili kitabı keyifle okutuyor. Ayrıca merak duygusunu son sayfalara kadar canlı tutmayı başarıyor. Olayları doğrudan onun gözünden dinlediğimiz için yaşadığı kırgınlıklar, özlemler ve hayal kırıklıkları oldukça gerçekçi bir şekilde okura geçiyor.
Kitap sosyal medyada oldukça fazla övgü alan ve çok sevilen eserlerden biri. Fakat kendi adıma dürüst bir yorum yapmam gerekirse biraz abartıldığını düşünüyorum. Evet, akıcı ve duygusal bir kitap; ancak onu bir kült eser ya da mutlaka okunması gerekenler listesine koyar mıyım, emin değilim.
Bende iz bırakan kitaplardan biri olmadı belki ama okurken hiç sıkılmadım. Özellikle duygusal aile hikâyelerini sevenlerin şans vermek isteyebileceği bir kitap. Hafta sonlarında, tatilde ya da bir yolculuk sırasında size güzel bir eşlikçi olabilir.
Keyifli okumalar📖