Esme Lennox Nasıl Yok Oldu 🌻
1930’ların Edinburgh’unda, farklılığı ve uyumsuzluğu nedeniyle ailesinin ve içinde yaşadığı toplumun beklentilerine sığdıramadığı genç bir kadın: Esme Lenox.
Yıllarını bir akıl hastanesinde geçiren Esme’nin hikâyesi, hastanenin kapatılma süreciyle birlikte yaşayan tek akrabası Iris’in hayatına dahil olmasıyla başlıyor. Kitap boyunca Esme’nin kim olduğunu, neden oraya gönderildiğini ve geçmişte neler yaşandığını merak ederken, bir yandan da Iris’in iç dünyasını tanıma fırsatı buluyoruz.
Yazarın anlatım dili alışılmışın biraz dışında. Hikâye üç farklı kadının bakış açısından aktarılıyor ve geçişler oldukça keskin. Bu nedenle zaman zaman dikkatli okumayı gerektiriyor. Ancak ben bu farklı anlatım tarzını etkileyici buldum ve hikâyeye ayrı bir derinlik kattığını düşündüm.
Bu kitap yalnızca bir kayboluş hikâyesi değil; kırgınlığı, yalnızlığı, çaresizliği, aidiyet arayışını ve tamamlanamamışlık hissini de içinde barındırıyor. Karakterlerin yaşadıkları kadar yaşayamayıp içlerinde taşıdıkları şeyler de hikâyenin önemli bir parçası hâline geliyor.
Finali ise uzun süre üzerine düşündüren türden. Kitap bittiğinde bazı duygular ve sorular zihnimde kalmaya devam etti. Sanırım hikâyeyi benim için etkileyici kılan noktalardan biri de buydu.
Benim için farklı, sürükleyici ve duygusal açıdan etkileyici bir okuma deneyimiydi. Alışılmışın dışında anlatılan hikâyeleri sevenlere tavsiye ederim.
Keyifli okumalar. 📖