Kitap okurken dikkatimi çeken ve beni derinden etkileyen bir cümleye rastladım. Uzun süre o cümleyi düşündüm. Öncelikle onu sizinle paylaşmak istiyorum:
“Yaşayamadığımız hayatların yasını tutmak kolay.”
Bu cümle hangi duygularla ortaya çıktı acaba?
Umutsuzluk, hayal kırıklığı, cesaretsizlik, mutsuzluk… Belki hepsi, belki de hiçbiri. Ama ne olursa olsun, her okuduğumda bana derin bir hüzün hissettiriyor.
Bir insan neden yaşayamadığı bir hayatın yasını tutar? Ve neden bunu “kolay” olarak görür? Sanırım ancak bugününden memnun olmayan biri böyle bir cümle kurabilir.
İnsanlar, gerçekleştiremedikleri hayatları çoğu zaman olduklarından daha güzel görmeye eğilimlidir. Sanki yaşanamayan o ihtimal, şu anki hayattan çok daha mutlu, çok daha kusursuz olacakmış gibi düşünürüz. İçinde bulunduğumuz hayatın zorlukları gözümüzde büyürken, hiç yaşanmamış ihtimallerin kusurlarını görmeyiz.
Oysa hayal ettiğimiz o hayatın problemsiz olacağının bir garantisi var mı?
Bence yok.
Ama aslında bunu bilmenin de çok büyük bir önemi yok. Çünkü ne geçmişi değiştirebiliriz ne de bugün olduğumuz kişiyi geçmişten bağımsız düşünebiliriz. Belki de bugün yaşayamadığımız hayatların yasını tutan kişiye dönüşmemizi sağlayan şey, tam olarak yaşadıklarımızdır.
Hepimizin zihninde dönüp duran cümleler vardır:
- O okula gitmeseydim de başka bir okula gitseydim…
- O şehirden gelen iş teklifini kabul etseydim…
- O cümleyi kurmasaydım…
- Saygısızlığa tahammül etmeseydim…
- Değersiz hissettirildiğim anda gitmeyi bilseydim…
- Biraz daha kendimi seçebilseydim…
Ama bu cümlelerin bir sonu var mı?
Bence yok.
Çünkü her “öyle yapmasaydım” cümlesinin sonunda başka bir ihtimal, başka bir olasılık doğuyor. Sonsuz bir “ya şöyle olsaydı?” döngüsü…
Evet, belki bazı seçimleri farklı yapsaydık bugün bulunduğumuz yerde olmazdık. Ama aynı zamanda bugün olduğumuz kişi de olmazdık.
Geçmişe dönüp baktığımda benim de yaşanmamış birçok hayat ihtimalim olduğunu görüyorum. Düşündükçe kendime başka yollar, başka ihtimaller çizebilirim. Ama bunun bana ne faydası olurdu bilmiyorum. Çünkü bizi biz yapan şey, yalnızca doğru kararlarımız değil; hatalarımız, korkularımız, vazgeçişlerimiz ve eksik kalan yanlarımız da.
Bu yüzden artık yaşayamadıklarımdan çok, yaşayabildiklerime ve tecrübe ettiklerime tutunmayı daha anlamlı buluyorum. Ben şu anki kendimle mutluyum. Sanırım önemli olan da tam olarak bu.
Ama bir de başka bir mesele var:
Yaşanması mümkünken yaşanmayan şeyler…
Bunu da başka bir yerde okumuştum ve sanırım o, bambaşka bir yazının konusu olacak. 😊
Dönüp özüne baktığımda, insanın yaşayamadığı hayatlara duyduğu özlemin temelinde çoğu zaman memnuniyetsizlik, cesaretsizlik ve eksiklik hissi olduğunu düşünüyorum. İnsan, kendi hayatında mutlu değilse, başka ihtimalleri olduğundan daha parlak görmeye başlıyor.
Aslında mesele geçmiş ya da gelecek değil. Mesele tamamen biziz.
Pişmanlık, cesaretsizlik, memnuniyetsizlik… Bunların hepsi insana ait duygular. Ama biz değişmedikçe, düşüncelerimiz dönüşmedikçe, hep bir yerlerde yaşanmamış hayatların hayalini kurmaya devam edeceğiz.
Belki de yapılması gereken şey; yaşayamadığımız hayatların yasını tutmak yerine, neden yaşayamadığımızı anlamak, oradan ders çıkarmak ve bugüne daha bilinçli bakabilmek.
Çünkü ancak o zaman, bir gün dönüp bugünün de yasını tutmak zorunda kalmayız.
Yasını tutmayacağımız hayatlar yaşamak dileğiyle…
Alıntı yapılan kitap: The Midnight Library (Gece Yarısı Kütüphanesi – Matt Haig)